Orhan UMUT - Hemhal


HEMHAL

“Cesur yeni bir dünya”dır artık yaşadığımız.

Hayatı aynılaştıran endüstriyel  bir dünya.

Popüler kültür ürünü hayatlarımız sonucunda orijinal ve otantik olanın ruhunu teslim ettiği; standart ve rutin olanın, farklılık süsü verilmiş farksızlığın hakim olduğu bir dünya.

Görkem ve onurun insanın yüklemi olmaktan çıktığı; edinilen yeni misyonun ekonomik olarak kendini sürdürme ve gerçekleştirme olduğu ve kendi kişisel mutluluk serüvenini, kişisel bekasını düşünmek dışında davranmayan;  muteber olana değil rağbet görene meyleden; ritüelden yoksunlaşan; pragmatizmin surlarına bayrak diken; dünyayı, maddeyi, doğayı ve insanı bir fotoğraf karesine indirgeyen ve onları birer matematiksel formülasyonmuş gibi, birer ilaç reçetesiymiş gibi açıklayan; duyarsız, sadece kendi gönlünün bahçıvanı olan “protez” insanlar topluluğunca dekore edilmiş metalik bir dünya.

Bağlılıktan değil, yok olma korkusundandır, bir aradalığımız. Ortak şeyleri olmayanlarındır artık ortaklığımız ve maskelerimizdir ilişki kuran. Uğuldayıp duran kalabalıklar içinde yalnızlık adı verilen “Gayya” kuyusundayız.

“Avcı olmak için yaratılmıştık. Ama kendimize alışveriş toplumu kurduk” diyor “Dövüş Kulübü” filmi için David Fincher.

Ayçiçekleri gibiyiz. Vadeden tarafa yöneliyoruz.

Birbirimize söylediğimiz şeyler birbirinin nakaratından, korodan, mırıltıdan, ve lafı uzatan yankılardan ibaret. Dar çevrelerde geçici modalar oluşturan düşünceler, basmakalıp amentüler ve soap operet yargılardır artık dile getirilen. İçtenlikli sohbetlerimizin yerini son aldığımız hi-tec  bir ürün yada “mülteci bir muz” aldı.

Ah! Şu “küçük Hitlercikler” halimiz.

Oysaki “tek başıma kendimi değil, tek başıma bir başkasını nasıl geliştiririm” değilmiydi insaniliğe dair akidemiz.

Jackson Pollock, “herkes güzeli görüyor ve fakat kimse acıya bakmıyor” demiştir bir defasında ve eklemiştir “bir tümörüm olsaydı şayet, adını “Marla” koyardım. Ne kadar yatıştıran, sarıp sarmalayan, umut veren ve şu ya da bu eğilimlerimizi cesaretlendiren bir dil.

“Gelin sizinle hile yapalım. Yalnızlıklarımızın ortasında gülümseyen yüzleri, dost elleri söz konusu etmeden yapalım. Aylardan Mart der demez, ellerimizde bordo güller ve dudaklarımızda yarım kalmış aşk şarkılarıyla bir avuç bilye olup kentin tenha sokaklarına dağılmışız gibi yapalım. Oturup, eski zaman çayhanelerinden birinde, radyoda çalınan fasıl heyetine ayaklarımızı yere vurarak tempo tutmuşuz gibi yapalım. Kurşun sıksan geçmeyen geceleriyle bilinen sokaklarında, kurup kendi “Alice harikalar Diyarımızı” kapı eşiklerine,muhabbet krizleri arasında günlerin anasını satmışız gibi yapalım”.

Unutmayalım!

“rahat olur özü sözü bir olanlar hele birde özünde hemhal olanlar.”

 

 

 

 

 


Ziyaret Defterine Yaz

Ziyaret Defteri Yazıları

Mesaj Bulunamadı.